Mola Vermek mi, Kaçmak mı?

Tartışma alevlendi, sesler yükseldi, yüzler kızardı, kalpler kırılma noktasına geldi, her iki taraf da kontrolünü kaybetmenin eşiğinde ve eşlerden biri aniden, hiçbir şey söylemeden veya öfkeli bir cümleyle kapıyı çarpıp çıktı. Geride kalan, öfke ve terk edilmişlik hissiyle baş başa, "Şimdi ne oldu, beni bırakıp gitti mi, bu konuşma buraya mı bitti" diye düşünüyor. Giden ise belki dış kapıdan çıkmış yürüyüşe, belki balkon kapısını kapatmış sigara içmeye, belki yatak odasına çekilmiş kapıyı kapatmış, nefes almaya çalışıyor, sakinleşmeye çalışıyor, kafasının içindeki gürültüyü susturmaya çalışıyor. Peki bu bir kaçış mı, yoksa bir kurtuluş stratejisi mi? Bu bir iletişim kazası mı, yoksa bilinçli bir mola mı? İlişkilerde, evliliklerde en sık yapılan, en az anlaşılan hatalardan biri, "mola vermek" ile "duvar örmek" veya İngilizce terimiyle "stonewalling" arasındaki kritik, hayati farkı bilmemektir. Bu iki davranış dışarıdan bakıldığında benzer görünebilir, ikisinde de fiziksel uzaklaşma vardır, ama etkileri, niyetleri ve sonuçları tamamen farklıdır.
Sürekli bir tartışmanın içinde kalmak, ateşin ortasında, yangının göbeğinde durmaya benzer; bir noktadan sonra yanar, kül olursunuz. Beyin, uzun süreli yoğun stres altında, duygusal baskı altında rasyonel düşünmeyi bırakır, prefrontal korteks devre dışı kalır ve amigdala devralır, yani "savaş ya da kaç" modu aktive olur. Bu moda geçtiğinizde artık karşınızdaki insanı dinleyemez, empati kuramazsınız; sadece kendinizi korumaya veya saldırmaya odaklısınızdır. Bu noktada söylenen her söz ilişkiye zarar verir, her kelime yıkım getirir. İşte bu noktada mola vermek sadece yararlı değil, hayati önem taşır; hem kendinizi hem de ilişkinizi korur. Ancak nasıl mola verdiğiniz, bu molanın nasıl yapılandırıldığı, sonucun barış mı yoksa daha büyük savaş mı olacağını belirler. Doğru yapılmış bir mola ilişkiyi kurtarır, yanlış yapılmış bir "mola" ilişkiyi daha da zedeler.
Eğer hiçbir şey söylemeden, açıklama yapmadan, öfkeyle bakarak veya söylenenlere cevap bile vermeden odayı terk ederseniz, eğer günlerce, haftalarca sessizliğe gömülür konuşmayı reddederseniz, eğer "mola" adı altında eşinizi cezalandırırsanız, bu bir kaçıştır, bu duvar örmektir, bu stonewalling'dir. Bu davranış, eşinize birçok yıkıcı mesaj verir: "Seninle konuşmaya bile değmez, sen o kadar önemsizsin", "Seni cezalandırıyorum, çektiğimi çek görelim", "Duygularını umursamıyorum, senin ne hissettiğin beni ilgilendirmiyor". Bu davranış, bilinçli olsun veya olmasın, karşı tarafta kaygı, panik, öfke ve daha büyük bir kırılma yaratır. Terk edilmişlik hissi tetiklenir, güvensizlik artar, "Bu ilişki güvenli mi" sorusu aklı kurcalar. Duvar örmek, evlilik araştırmacısı John Gottman'ın "Dört Atlı" olarak adlandırdığı, evlilikleri bitiren dört yıkıcı davranıştan biridir ve çok ciddiye alınmalıdır.
Sağlıklı bir mola ise tamamen farklı görünür, tamamen farklı hissettirir, tamamen farklı sonuçlar doğurur. Sağlıklı bir mola şöyle kurgulanır: "Şu an çok öfkeliyim, kendimi kontrol etmekte zorlanıyorum ve seni incitecek, pişman olacağım şeyler söylemek istemiyorum. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var, tek başıma olmaya ihtiyacım var. Lütfen bana yirmi dakika, yarım saat izin ver. Sonra geri geleceğim ve konuşmaya devam edeceğiz, bu konuyu kapatmadan bırakmayacağız." Bu cümledeki unsurları fark ediyor musunuz? İhtiyacı belirtmek var: "Sakinleşmeye ihtiyacım var" demek, ben dili kullanmak, kendi içsel durumunuzu sahiplenmek demektir. Niyeti belirtmek var: "Seni kırmak istemiyorum" demek, ilişkiyi koruma niyetinizi açıkça göstermek demektir. Süre vermek var: "Yirmi dakika" veya "yarım saat" gibi somut bir zaman vermek, belirsizliği yok eder, karşı tarafın sonsuz bir bekleyişe girmesini önler. Ve en önemlisi geri döneceğinize dair söz vermek var: "Konuşmaya devam edeceğiz" demek, bu konunun halının altına süpürülmeyeceğini, ama şimdi değil daha sakin bir zamanda ele alınacağını bilmesini sağlar ve güven verir.
Bir çift hikayesi düşünelim: Berna ve Tolga sekiz yıldır evliler. Tolga tartışmalarda çabuk sinirlenen, sesi yükselen, kontrolünü kaybedebilen bir yapıya sahipti. Birçok kez kavgalarda söylememesi gereken sözler söylemiş, sonra pişman olmuştu ama söylenen sözler unutulmamıştı. Bir gün bir terapistten "mola" tekniğini öğrendi. Bir sonraki tartışmada, sesinin yükselmeye başladığını hissettiğinde, derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Berna, şu an çok sinirliyim ve sana yine kıracak şeyler söylemekten korkuyorum. Bana on dakika ver, balkona çıkıp sakinleşeceğim, sonra gel konuşalım." Berna şaşırdı; normalde Tolga kapı çarpar, saatlerce konuşmazdı. Ama bu sefer farklıydı, bu bir kaçış değildi, bu bilinçli bir duraklamaydı. On dakika sonra Tolga geri geldi, daha sakin, daha açık, konuşmaya hazır. O gece sorunu çözdüler, kimse incitilmedi, ilişkileri güçlendi.
O mola süresinde, yirmi dakikada veya bir saatte ne yaptığınız da çok önemlidir, molayı nasıl geçirdiğiniz sonucu belirler. Mola sırasında içinizden kavgaya devam ediyorsanız, eşinizin ne kadar haksız, ne kadar mantıksız, ne kadar dayanılmaz olduğunu kendi kendinize anlatıyorsanız, söylediklerini zihninizde tekrar tekrar canlandırıp daha da öfkeleniyorsanız, karşı argümanlar hazırlıyorsanız, döndüğünüzde kavga büyür, küçülmez. Molayı, kendi nabzınızı düşürmek, fizyolojinizi dengelemek, dikkatinizi başka bir şeye verip bedeninizi sakinleştirmek için kullanmalısınız. Derin nefesler alın, dört sayarak nefes alın, yedi sayarak tutun, sekiz sayarak bırakın, bu bedeninize "tehlike yok, sakinleş" mesajı verir. Yüzünüze soğuk su çarpın, bu fizyolojik olarak kalp atış hızını düşürür. Bir tur yürüyün, birikmiş adrenalini yakın. Telefonda komik bir video izleyin, dikkatinizi dağıtın. Amacınız kavgayı kafanızda sürdürmek değil, sakinleşmek, normal düşünce kapasitesine dönmektir. Döndüğünüzde, masaya sorunu "kazanmak" için değil, birbirinizi "anlamak" için oturun. Amaç haklı çıkmak değil, çözüm bulmak olmalıdır.