İlişki Terapisi Ne Zaman Gerekli? Son Vagonu Kaçırmadan

İlişki terapisiyle ilgili en büyük şehir efsanesi şudur: "Eğer terapiye gidiyorsak, ilişkimiz çok kötü demektir, bu işin sonu boşanmadır." Çoğu çift terapiyi yoğun bakıma benzetir; iş işten geçip hasta ölmek üzereyken gidilecek son durak. İstatistikler de bunu doğruluyor: Çiftler sorunlar başladıktan ortalama altı yıl sonra profesyonel yardım alıyor. Altı yıl! Bu, altı yıl boyunca süren kırgınlık, öfke, yanlış anlama ve biriken tortular demektir. Ve maalesef bazen terapiye gelindiğinde duygusal bağ o kadar kopmuş oluyor ki, terapistin yapabileceği tek şey ayrılığın daha az hasarlı olmasını sağlamak oluyor. Oysa terapi bir kriz müdahalesinden ziyade bir bakım onarım süreci olarak görülmelidir. Arabanızın motorundan garip sesler geldiğinde, yolda kalmayı beklemezsiniz, hemen servise götürürsünüz. Peki hayatınızın en önemli ilişkisinden garip sesler, iletişimsizlik, soğukluk, sürekli kavga geldiğinde neden bekliyorsunuz?
Terapiye gitme zamanının geldiğini gösteren belirli işaretler vardır. İlk işaret aynı tartışmanın kısır döngüsüdür; konular değişebilir, para, çocuklar, kayınvalide gibi, ama kavganın senaryosu hep aynıdır. Aynı replikleri söyler, aynı yerde tıkanır, aynı şekilde küserek veya bağırarak bitirirsiniz. Bir sorunu defalarca konuşmanıza rağmen bir milim bile ilerleyemiyorsanız, artık o düğümü dışarıdan bir elin çözmesi gerekir ve o el terapisttir. İkinci işaret iletişimin kopması ve sessizliktir; eskiden tartışırdınız, şimdi artık tartışmıyorsunuz bile. Evde derin bir sessizlik hakim, "Aman tadımız kaçmasın" diye sorunları halının altına süpürüyorsunuz, birbirinize yabancılaşmaya başladınız, ilişki ev arkadaşlığına dönüştü. Sessizlik tartışmadan daha tehlikelidir çünkü umudun bittiğini gösterir ve bu aşama terapinin en kritik olduğu aşamadır.
Üçüncü işaret cinselliğin ve yakınlığın bitmesidir. Cinsellik ilişkinin barometresidir; fiziksel temasın tamamen kesilmesi duygusal kopukluğun en net işaretidir. Yatağa küs girmek, ayrı odalarda yatmak, birbirine dokunmaktan kaçınmak bunlar ilişkinin hayati fonksiyonlarının zayıfladığını gösterir. Dördüncü işaret birbirine tahammülsüzlük ve gıcık olmadır; eşinizin nefes alışı bile sizi sinirlendiriyor mu, eskiden komik bulduğunuz özellikleri şimdi itici mi geliyor, sürekli onu eleştiriyor, yargılıyor veya içten içe küçümsüyor musunuz? Negatif bakış açısı o kadar kökleşmiştir ki pozitifi göremezsiniz ve terapist bu gözlüğü çıkarmanıza yardım eder. Beşinci işaret aldatma veya büyük bir güven kırılmasıdır; ihanet, fiziksel veya duygusal olsun, ilişkinin temelini sarsan bir depremdir. Bu travmayı çiftin tek başına atlatması çok zordur; mağdur tarafın sürekli sorgulaması, suçlu tarafın utancı ve savunması... Bu süreci yönetmek bir uzman rehberliği gerektirir, güven doğru bir yol haritasıyla yeniden inşa edilebilir ama pusulasız yola çıkmak kaybolmanıza neden olur.
Terapi size sihirli bir değnek vermez, sizi değiştirmez, eşinizi de değiştirmez. Terapinin yaptığı şey güvenli alan sağlamaktır; evde üç dakikada kavgaya dönüşen konuyu, terapist eşliğinde kavga etmeden elli dakika konuşabilirsiniz, terapist bir hakem değil bir tercümandır, sizin kızgınlığınızın altındaki kırgınlığı eşinize tercüme eder. Terapi kör noktaları gösterir; "Ben aslında sadece yardım etmek istiyordum" derken ses tonunuzun ne kadar suçlayıcı olduğunu fark etmeyebilirsiniz ve terapist size ayna tutar. Terapi yeni beceriler öğretir; tartışma nasıl yapılır, mola nasıl verilir, empati nasıl kurulur bunlar doğuştan gelen yetenekler değildir, öğrenilebilir becerilerdir.
Terapiye gitmek "Biz beceremedik" demek değildir. Aksine "Biz ilişkimize o kadar değer veriyoruz ki, onu iyileştirmek için zaman, para ve emek harcamayı göze alıyoruz" demektir ve bu bir güç göstergesidir. "Keşke" dememek için son vagonu kaçırmadan o adımı atın çünkü mutlu bir ilişki şansa değil emeğe bağlıdır.