Güvenmek İçin Kendinize Zaman Tanıyın

Bir ihanet, bir büyük yalan, bir derin hayal kırıklığından sonra, çevrenizden veya hatta en acı verici şekilde eşinizden şu baskıyı hissedebilirsiniz: "Hadi artık uzatma, barıştık işte, önüne bak, geçmişte kaldı, yeter artık." Sanki güven bir elektrik düğmesiymiş gibi, bir anda açılıp kapanabilirmiş gibi, bir karar alınca aniden yerine oturabilirmiş gibi sanılır. "Özür diledim, kabul ettin, demek ki bitti, artık güven" gibi bir mantık kurulur. Oysa kalp böyle çalışmaz, insan zihni böyle işlemez, travma böyle iyileşmez. Kalbin hafızası vardır, bedenin hafızası vardır, hücrelerin hafızası vardır ve acıyı unutmak, güveni yeniden inşa etmek, o kırılmışlık hissini aşmak zaman alır, bazen çok uzun zaman alır. Kendinizi "Neden hala güvenemiyorum? Neden hala şüphe ediyorum, hala sorguluyorum, hala tetiklarda kalıyorum? Ben kinci biri miyim, ben affetmesini bilmiyor muyum, ben hastalıklı mıyım?" diye suçlamayın, kendinize acımasızlık etmeyin, kendinizi yargılamayın. Siz sadece yaralı bir insansınız, derin bir yara almış ve şimdi iyileşmeye, o yaranın kabuk bağlamasına çalışıyorsunuz. İyileşme zaman alır ve bu zamana hakkınız var.
Güvenmek için acele etmek, kırık bacakla maraton koşmaya çalışmak gibidir; sadece hasarı artırırsınız, iyileşme süresini uzatırsınız, belki kalıcı hasar bırakırsınız. "Mış gibi yapmak", yani güveniyormuş gibi davranmak, her şey normalmiş gibi davranmak, aslında hala şüpheleriniz varken bunları bastırmak, içinizdeki şüpheyi, endişeyi, korkuyu daha da derinlere iter, bilinçaltına gömer ve orada iltihaplanmasına, büyümesine, çürümesine neden olur. Bir gün beklemediğiniz bir anda, belki küçük bir tetikleyiciyle, o bastırılmış tüm duygular volkan gibi patlar ve kontrol edilemez, yönetilemez bir hal alır. Bunun yerine, sürecinizi sahiplenin, kendi iyileşme yolculuğunuzun sahibi olun. Eşinize dürüstçe, açıkça, yargılanma korkusu olmadan şunu söyleyin: "Sana güvenmek istiyorum, niyetim bu, amacım bu. Ama şu an canım hala yanıyor, içimde hala korku var, hala tutunacak zemin arıyorum. Bana zaman ver, bana sabır göster. Bazen sana soğuk davranabilirim, bazen aynı soruları tekrar tekrar sorabilirim, bazen küçük şeylerden şüpheleniyor gibi görünebilirim. Bu seni sevmediğimden değil, bu seni cezalandırmak istediğimden değil; bu güvenimi yeniden inşa etmeye, parça parça toplamaya çalıştığımdan."
Zaman tanımak, pasif bir bekleyiş, oturup zaman geçmesini izlemek değildir. Bu sürede aktif olarak küçük adımlarla, minik testlerle güven inşası yapılır. Eşinizin küçük sözlerini tutup tutmadığını, küçük vaatlerini yerine getirip getirmediğini gözlemlersiniz. "Beşte geleceğim" dediğinde gerçekten beşte geliyor mu, yoksa altı oluyor mu ve bir mazeret mi sunuluyor? "Seni arayacağım" dediğinde arıyor mu, yoksa unutuyor mu? Bir söz verdiğinde, ne kadar küçük olursa olsun, arkasında duruyor mu? Bu küçük tutarlılıklar, bu sıkıcı ama değerli gündelik güvenilirlikler, zamanla birikerek büyük güven duvarını oluşturur. Büyük jestler, pahalı hediyeler, romantik sürprizler veya "Sana asla bir daha yalan söylemeyeceğim" gibi büyük yeminler değil; gündelik hayatın içindeki o sıkıcı ama istikrarlı, o gösterişsiz ama sürekli dürüstlük iyileştiricidir. Her tutulan söz bir tuğladır, her yerine getirilen vaat bir çimento tabakasıdır.
Bir çift hikayesi düşünelim: Sinem ve Alper on iki yıldır evliler. Alper, bir dönem kumar oynamış, ciddi borçlar yapmış ve bunları Sinem'den gizlemişti. Borçlar ortaya çıkınca Sinem yıkıldı; hem finansal endişe hem de güven kırılması yaşıyordu. Alper özür diledi, kumar oynayanlar destek grubuna katıldı, tedavi gördü, borçları ödemeye başladı. Ama Sinem hala güvenemiyordu, her banka ekstresini kontrol ediyor, her harcamayı sorguluyordu. Alper sabırsızlanmaya başladı: "Ben her şeyi yapıyorum, tedavi görüyorum, özür diledim, daha ne istiyorsun, ne kadar sürecek bu?" Sinem ağlayarak cevap verdi: "Bilmiyorum ne kadar sürecek, keşke bilsem. Ama şu an güvenmek için hazır değilim ve bunu hissettiğim için kendimi suçlu hissediyorum." Bir çift terapistiyle çalışmaya başladılar. Terapist Alper'e şunu anlattı: "Sinem'in iyileşme takvimi sana göre değil, ona göre belirlenecek. Senin sabırlı olman ve tutarlı davranmaya devam etmen gerekiyor. Bu kolay değil ama ilişkiyi kurtarmanın tek yolu bu." Aylar geçti, belki bir yıldan fazla sürdü, ama Sinem yavaş yavaş, kendi hızında güvenmeye başladı. Alper'in tutarlılığı, sabırlı bekleyişi sonunda meyvesini verdi.
Bu süreçte kendi iç sesinizi dinlemeyi tekrar öğrenmeniz gerekir, kendinize olan güveninizi de onarmanız gerekir. Travma sonrası insan kendi algısına da güvenemez hale gelir, bu çok yaygın bir durumdur. "Acaba abartıyor muyum? Acaba ben mi paranoyaklık yapıyorum? Acaba bu normal bir davranış da ben mi yanlış yorumluyorum?" diye sürekli kendini sorgular, kendi gerçekliğinden şüphe eder. Kendinize zaman tanıyarak, kendi hislerinize kulak vererek, kendi sezgilerinize değer vererek, aslında kendinize olan güveninizi de onarırsınız. "Evet, hissettiklerim gerçek, hissettiklerim geçerli. Evet, bu davranış beni rahatsız etti ve bunu söylemeye hakkım var. Hayır, ben aşırı tepki vermiyorum, benim için bu önemli." Bu içsel onay, bu kendinize güven, ilişkideki güven onarımı kadar önemlidir.
İyileşmenin takvimi yoktur, formülü yoktur, standardı yoktur. Kimse size "Üç ay geçti, altı ay geçti, artık güvenmen lazım, bu kadar zaman yeter" diyemez. Bu, sizin ve eşinizin ortak dansıdır, birlikte yürüdüğünüz bir yoldur. Eşiniz güven verici adımlar attıkça, tutarlı davrandıkça, siz de ona doğru bir adım atarsınız, bir parça açılırsınız, bir miktar yumuşarsınız. Eşiniz durursa, tökezlerse, eski davranışlara kayarsa, siz de beklersiniz, geri adım atarsınız, kendinizi korursunuz. Acele etmeyin, kendinize veya eşinize acele ettirmeyin. Sağlam temeller yavaş atılır, acele işe şeytan karışır diye bir söz boşuna söylenmemiştir. Hızlı kurulan güven, çabuk söylenen "Tamam affettim, güvendim" ilk rüzgarda, ilk sarsıntıda yıkılabilir; ama zamanla, emekle, gözyaşıyla, sabırla, tutarlılıkla harmanlanan güven, en sert fırtınalara bile dayanır, köklerini derinlere salar ve kolay kolay sarsılmaz.