Geçmiş Konuları Açmadan Sorun Çözmek

Basit bir soruyla, masum görünen bir cümleyle başlayan bir tartışma düşünün: "Neden bulaşıkları makineye dizmedin?" Gündelik, pratik, somut, çözümü kolay görünen bir konu. Belki biraz kızgınlık var seste ama büyük bir mesele değil gibi görünüyor. Ama beş dakika sonra, bazen daha kısa sürede, kendinizi bambaşka bir yerde, bambaşka konularda buluyorsunuz: "Zaten sen 2018'deki tatilde de anneme saygısızlık etmiştin!" ve karşı taraftan gelen yanıt: "Nişanlıyken de beni yalnız bırakmıştın, arkadaşlarınla gezmek daha önemliydi sana, ailem beğenmemişti seni zaten!" Bulaşıklardan başlayan konuşma, artık on yıl önceki olaylara, nişanlılık dönemine, kayınvalide kayınpeder ilişkilerine, kariyer tercihlerine, para kavgalarına, hatta tanışmadan önceki eski ilişkilere kadar uzanmış durumda. Artık neden tartıştığınızı bile bilmiyorsunuz. Bu size tanıdık bir senaryo gibi geldi mi, evdeki tartışmaları hatırlattı mı? İlişki uzmanları, çift terapistleri buna "mutfak lavabosu sendromu" der; tıpkı mutfaktaki kirli lavaboya sürekli bulaşık atılması, bulaşıkların birikmesi gibi, tartışırken konunun haricindeki her şeyi, geçmişteki tüm birikmiş kirli çamaşırları, şikayetleri, hayal kırıklıklarını, küskünlükleri, hesaplaşılmamış meseleleri ortaya dökmek.
Geçmişi bugüne taşımak, eski defterleri açmak, yıllar önceki olayları güncel tartışmaya dahil etmek, mevcut sorunu çözmeyi neredeyse tamamen imkansız hale getirir ve bu çok önemli, çok yaygın bir hatadır. Çünkü artık masada, konuşma masasında yıkanmamış bulaşıklar yoktur; yerine yılların birikmiş öfkesi, çözülmemiş hayal kırıklıkları, işlenmemiş travmalar, söylenmemiş sözler, iyileşmemiş yaralar, hesaplaşılmamış eski meseleler vardır. Bir insan aynı anda on tane cephede savaşamaz, beyin bununla başa çıkamaz, dikkat dağılır, odak kaybolur, her konu havada asılı kalır, hiçbiri çözülmez, her şey birbirine karışır. Sonuç ne olur? Asıl konu, yani basit bulaşık meselesi, çoktan unutulmuştur, gündem dışı kalmıştır. Her iki taraf da eski yaraları kanatır, birbirine yıllar öncesinden kalma mermiler atar, savunmasız noktalarına vurur ve gece, uzun, çetin, yıpratıcı bir tartışmanın ardından çözülmemiş bir sorunun üzerine ağır bir küskünlükle, soğuk bir sessizlikle, belki sırt dönmüş iki bedenle biter. Ve ertesi sabah, bulaşıklar hala lavabodadır, hiçbir şey çözülmemiştir ama artık kimsenin umurunda değildir çünkü mesele çoktan başka, çok daha ağır boyutlara taşınmıştır.
Eski defterlerin tartışma anında, kavga sıcağında açılmasının asıl sebebi, derin nedeni, o defterlerin zamanında düzgün bir şekilde, sağlıklı bir şekilde kapanmamış olmasıdır ve bunu anlamak çok çok önemlidir. Halının altına süpürülen her sorun, konuşulmayıp yutkunulan her kırgınlık, "Şimdi kavga çıkmasın, büyütmeye gerek yok" diye bastırılan her öfke, içilen her "boşver" hapı, bir gün mutlaka, kaçınılmaz olarak ayağınıza takılmayı bekler. O sorunlar gerçekten çözülmez, kaybolmaz, unutulmaz; sadece bilinçaltına gömülür, bastırılır, bekletilir ve uygun bir tetikleyici anı bekler. Stresli bir gün, biraz fazla içilen içki, özellikle hassas, zayıf bir konu, hormonlar, yorgunluk, hastalık, bunlar tetikleyici olabilir. Ancak şunu da kabul etmek, içselleştirmek gerekir: O çözülmemiş, bekleyen konuların çözüleceği, tartışılacağı an, bugünkü başka bir tartışmanın ortası, kavganın göbeği olmak zorunda değildir, olmamalıdır. O eski mesele önemli olabilir, konuşulmalıdır belki ama şimdi değil, burası değil. Tartışma anında kendinize bir kural koyabilirsiniz, bir sınır çizebilirsiniz: "Şu an sadece bu konuyu, sadece bu spesifik, mevcut meseleyi konuşacağız." Eğer zihniniz geçmişe kayıyorsa, hafızanız eski olayları, eski kavgaları, eski yaraları getiriyorsa, ağzınızdan "Zaten sen hep...", "Her zaman böylesin...", "O zaman da yapmıştın..." çıkmak üzereyse, kendinizi nazikçe ama kararlı bir şekilde durdurun, içinizden "Şimdi değil" deyin.
Kendinizi durdurduktan sonra eşinize şöyle diyebilirsiniz: "Bu söylediğin, açmak istediğin konu başka bir konu ve evet önemli, onu küçümsemiyorum, görmezden gelmiyorum, bunu daha sakin bir zamanda, ayrıca, özel olarak, bu konuya özel zaman ayırarak konuşalım. Ama şimdi, şu an şu anki meselemizi, bu spesifik, bugünkü sorunu birlikte çözelim." Bu cümle, hem eski konuyu geçersiz kılmaz, ona yer açar, önemini teyit eder; hem de bugünkü tartışmayı rayında tutar, dağılmayı önler, odağı korur.
Geçmişi silah olarak, vurma aracı olarak kullanmak yerine, ders olarak, öğrenme fırsatı olarak kullanmayı öğrenmek ilişkinin olgunlaşması, büyümesi, güçlenmesi için kritik bir adımdır. "Sen hep böylesin" demek, tipik bir geçmişe atıf ve genellemedir; bu cümle karşı tarafı anında savunmaya iter, karakterini yargılar, değişim ihtimalini reddetmiş gibi görünür, insanı "yargılanmış ve mahkum edilmiş" hissettirir. Bunun yerine "Şu an bu davranış beni üzdü" veya "Bugün bu olduğunda canım yandı" diyebilmek, yani şimdi ve burada, bugün ve bu an odaklı konuşabilmek çok daha farklı, çok daha yapıcı bir etki yaratır. Bu küçük görünen, ince fark, aslında tartışmanın yönünü tamamen değiştirebilir; suçlamadan çözüme, geçmişten bugüne, savunmadan işbirliğine, savaştan barışa dönüştürebilir. İnsanlar "hep" veya "hiç" veya "her zaman" gibi mutlak ifadeleri duyduklarında gardlarını yükseltirler, savaş moduna geçerler çünkü bunlar mutlak, karşı konulmaz, değiştirilemez yargılar gibi hissettirir, çıkış yolu bırakmaz. Ama "şu an" veya "bugün" veya "az önce" ifadeleri, değişimin mümkün olduğunu ima eder, bir çıkış yolu, bir düzelme fırsatı sunar.
Bir çift hikayesi düşünelim: Elif ve Oğuz sekiz yıldır evliler, küçük bir kızları var. Oğuz'un işinden dolayı çok fazla seyahat ettiği bir dönem olmuştu, yaklaşık iki yıl kadar sürmüştü bu dönem ve Elif o dönemde çok yalnız, çok desteksiz, çok yorgun hissetmişti; bir yandan bebek bakıyor, bir yandan çalışıyor, bir yandan evi çeviriyordu, Oğuz hep yoktu. Elif çok kızmış, çok incinmişti ama hiç konuşmamıştı, yutmuştu, "Ne yapayım işi gereği" demişti, kendini kandırmıştı. Sonunda Oğuz'un işi düzeldi, seyahatler azaldı, neredeyse hiç oldu ama Elif içindeki o kırgınlığı hiç konuşmamıştı, hiç işlememişti, halının altına süpürmüştü, "Artık geçti, ne anlamı var, eski defterleri açmaya gerek yok" demişti ama o defter kapanmamıştı. Yıllar sonra, Oğuz bir iş seyahatine çıkacağını söylediğinde, sadece bir haftalık, kısa bir seyahat, normal bir iş gezisi, Elif beklenmedik bir şekilde patladı: "Yine mi gidiyorsun, o iki yıl boyunca beni nasıl yalnız bıraktığını unuttun mu, hiçbir şey değişmedi senin için, hep iş önce oldu, her zaman kaçtın, hiç yanımda olmadın!" Oysa mesele bir haftalık seyahat değildi, mesele yıllar önce hiç konuşulmadan, hiç işlenmeden kapatılmış sandıktan taşan, birikim yapan eski kırgınlıktı. Sonunda bir çift terapistiyle birlikte o eski defterin sayfalarını tek tek, dikkatle, yargısızca açtılar; o dönemi konuştular, hissedilenleri paylaştılar, gözyaşları döküldü, özürler dilendi, acılar onurlandırıldı ve o defter gerçekten, bu sefer sağlıklı bir şekilde kapandı. Artık Oğuz bir seyahate çıkacağını söylediğinde, Elif o eski yarayı hissetmiyordu çünkü yara artık iyileşmişti, kapanmıştı, iz bırakmıştı belki ama artık acı vermiyordu.
İlişkiyi taze, canlı, sağlıklı, dinamik tutmanın yolu, defterleri zamanında kapatabilmektir, konuları yaşandığı dönemde konuşabilmek, çözebilmek, işleyebilmek ve sonra rafa kaldırabilmektir. Her sorunu yaşandığı anda, yaşandığı dönemde konuşup çözmek, duygularını ifade edip dinlenmek, özür dileyip affetmek, anlayıp anlaşılmak ve sonra o dosyayı arşive, tozlu rafa kaldırmak... Ve bugün yeni bir sorun çıktığında, o raflardaki tozlu, eski dosyaları indirmeden, açmadan, ortaya dağıtmadan, sadece masadaki mevcut soruna odaklanmak. Çünkü evlilik, geçmişin gölgesinde, eski hataların sürekli bir cezalandırma aracı, bir koz, bir silah olarak hatırlatıldığı bir yerde yaşanamaz, büyüyemez, çiçek açamaz. Evlilik, bugünün ışığında, şu anki bağlantıda, her iki tarafın da büyüme, değişme, öğrenme, gelişme kapasitesine güvenildiği bir yerde yeşerir, güçlenir, derinleşir. Geçmiş bir ders olabilir, bir öğretmen olabilir ama bir hapis olamaz, bir zincir olamaz, bir ceza aracı olamaz; geçmiş bir danışman olabilir ama bir cellat asla olamaz.