Evliliğinize Yeniden Bir Şans Vermenin Yolu

Şu an bu satırları okurken muhtemelen göğsünüzde bir ağırlık, zihninizde ise cevapsız kalmış onlarca soruyla buradasınız. Belki de bir zamanlar huzur bulduğunuz o evin duvarları üzerinize geliyor, en sevdiğiniz insanın sesi artık yabancı bir dil gibi kulağınızı tırmalıyor. Belki de haftalardır, aylardır hatta yıllardır süren bir yorgunluğun son durağında hissediyorsunuz kendinizi. Ağlamaktan yorulmuş gözlerinizin sadece biraz dinlenmeye ve "seni anlıyorum" diyen bir sese ihtiyacı olduğunu biliyorum. İçinde bulunduğunuz bu belirsizlik hali, insanın ruhunu en çok aşındıran durumlardan biridir ve şu an burada, bir çıkış yolu arıyor olmanız bile aslında kalbinizin hala o derin bağa duyduğu saygının bir işaretidir.
Evliliğin o ilk günlerini, her şeyin ne kadar umut dolu ve berrak göründüğünü hatırlamak bugün size çok uzak bir masal gibi gelebilir. O zamanlar kurulan hayallerin, yerini sessiz akşam yemeklerine ve kaçamak bakışlara bırakmış olması canınızı yakıyor olmalı. Kendinizi bir labirentin içinde, her köşede aynı duvara çarparken bulmuş gibi hissedebilirsiniz. Bu tıkanmışlık hissi, sanki elinizden geleni yapmışsınız ama hiçbir şey değişmemiş gibi hissettirir. İnsanın en çok güvendiği yerden yaralanması, hayattaki en büyük sınavlarından biridir ve bu süreçte kendinizi tükenmiş, yalnız hatta bazen suçlu hissetmeniz o kadar doğal ki.
Bir tartışmanın ortasında, o zehirli kelimeler ağzımızdan dökülmeden önce verilen o kısa nefes, bazen bütün bir evliliği kurtaracak güce sahiptir. Şu an aranızda hissettiğiniz o uçurum, belki de aslında birbirinizi daha net görebilmeniz için açılmış bir alandır. Bazen çok yakından baktığımızda ayrıntıları kaybederiz; oysa biraz geri çekilmek, aradaki o boşluğa izin vermek, olan biteni daha geniş bir perspektifle görmemizi sağlayabilir. Bu boşluk bir ayrılık değil, aksine bir nefes alma, bir durma ve kendi içinize bakma davetidir.
Birine yeniden şans vermeyi düşünmek, aslında en başta kendinize ve kendi mutluluğunuza bir şans vermektir. Bu, olan biten her şeyi bir çırpıda unutmak veya hataları halının altına süpürmek demek değildir. Aksine, kırılan parçaları elinize alıp onlara dikkatle bakma cesaretidir. Kintsugi sanatında olduğu gibi, kırıkların arasından sızan o altın sızıntı, nesneyi eskisinden daha değerli kılar. Evliliğinizdeki o çatlaklar da, eğer doğru şekilde ele alınırsa, ilişkinizin en dayanıklı ve en parlayan kısımlarına dönüşebilir. Ama bunun için önce o çatlakların varlığını kabul etmek, onları birer utanç kaynağı değil, birer yaşanmışlık nişanı olarak görmek gerekir.
Çoğu zaman çiftler birbirlerine "neden beni anlamıyorsun?" diye haykırırken, aslında her iki taraf da aynı sorunun ağırlığı altında eziliyordur. Bir tarafın sessizliği diğerinin öfkesi olabilir; birinin uzaklaşması diğerinin daha çok üstüne gitmesine neden olabilir. Bu döngü, tıpkı hırçın bir denizde birbirine tutunmaya çalışan iki insanın birbirini suyun dibine çekmesi gibidir. Belki de şu an yapılması gereken ilk şey, kimin haklı olduğunu bulmaya çalışmayı bir kenara bırakıp, "biz ne zaman bu kadar uzağa düştük?" sorusunu sormaktır. Adalet arayışı çoğu zaman barışın en büyük düşmanıdır; çünkü birinin tamamen haklı olduğu yerde, diğeri tamamen haksız hissettirilir ve bu da onarıcı iletişimin önündeki en büyük engeldir.
Bazı çiftler, sessizliğin içinde birbirlerini duymayı öğrendiklerinde, aslında en büyük kavgalarının altından incinmiş birer çocuk çıktığını fark ederler. "Sen her zaman böylesin" demek yerine, "Ben bu hareketi gördüğümde kendimi çok değersiz hissediyorum ve bu canımı çok yakıyor" diyebilmek, aslında o kilitli kapıların anahtarıdır. Suçlamanın olmadığı, savunma mekanizmalarının biraz olsun indirildiği bir alan yaratmak, değişimin başladığı yerdir. Bu bir gecede olacak bir şey değildir; sabır, şefkat ve en önemlisi niyet gerektirir. Kendinize ve eşinize bu alanı açmak için hala bir yerlerde ufacık bir niyet kırıntısı olup olmadığını kontrol etmekle başlayabilirsiniz.
Peki, en son ne zaman birbirinizin gözlerine sadece yargılamak için değil, orada gerçekten ne olduğunu görmek için baktınız? Karşınızdaki insanın da tıpkı sizin gibi korkuları, yetersizlik hisleri ve belki de dile getiremediği bir hayal kırıklığı olabileceğini hiç düşündünüz mü? İnsanlar genellikle saldırıya uğradıklarını hissettiklerinde değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde kabuklarından çıkarlar. Eşinize, onun ne hissettiğini gerçekten merak ettiğinizi hissettirecek bir soru sormak, belki de aylardır süren o buz dağının ilk parçasını eritebilir. "Şu an senin için ne yapabilirim?" veya "Nerede hata yaptığımı düşünüyorsun?" gibi sorular, ego duvarlarını yıkıp kalpten kalbe bir köprü kurmanın ilk adımı olabilir.
Evliliğe bir şans daha vermek, her şeyin hemen düzeleceğine dair verilmiş bir söz değildir; sadece birlikte yürümeye devam etme kararlılığıdır. Bu yolculukta bazen geri adımlar atılacak, bazen eski alışkanlıklar nüksedecektir. Ancak önemli olan, yere düştüğünüzde birbirinize o zeytin dalını uzatabilmektir. İyileşme süreci, lineer bir çizgi değil, inişli çıkışlı bir yoldur. Kendinize karşı nazik olun, duygularınızın dalgalanmasına izin verin. Bir gün her şeyin düzeleceğine inanırken ertesi gün her şeyin bittiğini düşünmek son derece insani bir durumdur. Bu iniş çıkışlar, aslında yaşadığınız sürecin derinliğini gösterir.
Bazen çözüm, büyük hamlelerde değil, küçük ve sessiz anlarda gizlidir. Sabah içilen bir kahvenin sessiz huzuru, paylaşılan kısa bir gülümseme veya sadece aynı odada çatışmadan durabilmek bile birer başarıdır. Bu küçük anları biriktirmek, zamanla o büyük ve yıkılmaz görünen sorunların altını oymaya başlar. Birbirinize olan güveni yeniden inşa etmek, bir binayı tuğla tuğla örmek gibidir. Acele etmeyin; temelin sağlam olması için her tuğlanın yerine oturmasına izin verin. Belki de bu yeni başlangıç, eskisinden çok daha farklı, çok daha derin ve çok daha olgun bir bağın temelini atacaktır.
Son olarak şunu sormak isterim: Eğer bugün aranızdaki bütün o gürültü kesilseydi ve sadece kalbinizin fısıltısını duyabilseydiniz, o fısıltı size ne söylerdi? Belki de o fısıltı, bir parça şefkat, biraz daha zaman ve biraz daha anlayış için yalvarıyordur. Kendinize bu hakkı tanıyın. Bir şans daha vermek, teslim olmak değil, sevginin dönüştürücü gücüne inanma cesaretidir. Yolunuzun zorlu olduğunu biliyorum ama unutmayın ki en güzel bahçeler, en sert kışların ardından yeşerir. Sizin bahçeniz de, eğer ikiniz de oraya biraz emek ve sevgi ekmeye hazırsanız, yeniden çiçek açabilir.