Eski Mutlu Günlere Nasıl Dönülür: Yeniden Bağ Kurmak

Evin sessiz bir köşesinde otururken, elinize eski bir fotoğraf albümü geçtiğini veya telefonunuzun "3 yıl önce bugün" diye bir bildirim gönderdiğini düşünün. Ekrana bakıyorsunuz ve orada iki insan görüyorsunuz: gözlerinin içi gülen, birbirine sanki dünyanın tek gerçeği oymuş gibi bakan, omuz omuza vermiş, mutluluktan parlayan iki genç insan. Onları tanıyorsunuz; onlar sizsiniz, siz ve eşiniz. Ama aynı zamanda onlar size çok yabancı, çok uzak geliyor. Çünkü şu an oturduğunuz koltukta, o fotoğraftaki neşeden, o parıltıdan, o elektrikten eser yok. Aranızdaki o görünmez elektrik hattı kopmuş gibi hissediliyor. Akşamları yapılan derin sohbetlerin yerini televizyon sesi almış, heyecanlı buluşmaların yerini market listesi tartışmaları, romantik planların yerini çocuk okul servisi koordinasyonu. İçinizde tarifi imkansız, buruk, acı veren bir özlem uyanıyor: "Biz ne zaman bu hale geldik? O günlere tekrar dönebilir miyiz? Yoksa o günler artık sadece bir hatıra, ulaşılmaz bir geçmiş mi?"
Bu hissi yaşayan tek çift siz değilsiniz, uzun süreli ilişkilerin neredeyse tamamı bu "renk solması" evresinden geçer. İlişki uzmanları buna "romantik rutine girmek" diyor, şairler ise "aşkın küllenmesi". İsim ne olursa olsun, hissedilen acı gerçektir, o özlem gerçektir. Sanki en sevdiğiniz kazağınız çekmiş ve artık size olmuyor gibidir, sanki o kadavra gibi değerli bir şey küçülmüş, sıkıştırmış gibidir. Peki bu bir son mudur, bu kaçınılmaz bir kader midir? Kesinlikle hayır. O eski günlerin ateşi tamamen sönmemiştir, sadece gündelik hayatın, sorumlulukların, yorgunlukların, kırgınlıkların ve rutinin külleri altında kalmıştır. O ateşi harlamak, yeniden alevlendirmek, o sıcaklığı tekrar hissetmek mümkündür. Ve bunun en güçlü anahtarlarından biri, beynimizin derinliklerinde saklı olan "nostalji" duygusudur.
Nostalji genellikle geçmişe duyulan hüzünlü bir özlem, tatlı bir melankoli olarak bilinir. Ancak psikolojik araştırmalar, nostaljinin ilişkiler için güçlü bir "yapıştırıcı" olduğunu, bağlantıyı güçlendirdiğini, yakınlığı artırdığını gösteriyor. Beynimiz, geçmişteki mutlu anıları hatırladığında, o anlarda salgılanan mutluluk ve bağlanma hormonlarını tekrar salgılar. Yani eşinizle geçirdiğiniz harika bir tatili, ilk buluşmanızı, düğün gününüzü detaylarıyla konuştuğunuzda, beyniniz biyokimyasal olarak o ana geri döner. O anki mutluluğu, güveni, heyecanı ve aşkı şu ana, bugüne taşırsınız. Geçmişi hatırlamak, sadece "eskiden ne güzeldi" deyip iç çekmek, pasif bir nostaljiye dalmak değildir. Bu, ilişkiye bir kimlik hatırlatmasıdır, "Biz kimiz?" sorusuna verilen en güzel, en somut cevaptır. "Biz, o yağmurda sırılsıklam olup gülenleriz. Biz, parasızken bile simit yiyip hayal kuranlarız. Biz, zorlukları birlikte aşanlarız." Ortak tarih, bir ilişkinin kökleridir; kökleri kurumuş bir ağacın dalları yeşermez. Kökleri sulamak, yani anıları canlandırmak, ilişkinin gövdesini ve dallarını besler.
İlk adım, o tozlu rafları indirmek, o eski albümleri açmaktır. Ama bunu bir görev gibi, zorunluluk gibi değil, bir oyun gibi, bir macera gibi yapın. Bir akşam, televizyonu ve telefonları kapatın, eşinize "Seninle bir zaman yolculuğuna çıkalım" deyin. Eski fotoğrafları, videoları, birbirinize yazdığınız ilk notları, düğün davetiyenizi, belki de yıllar önce alınan bir hediyeyi ortaya çıkarın. Sadece bakmayın, o anları konuşun, detayları hatırlayın, birbirinize anlatın. "Hatırlıyor musun, o gün arabamız bozulmuştu ve biz saatlerce yol kenarında beklemiştik, ama hiç sinirlenmemiştik, hatta yıldızları seyretmiştik." "İlk yemeğimizde ne kadar heyecanlıydın, ellerin titriyordu." Bu konuşmalar sırasında, birbirinize o günkü gözlerle bakmaya başlarsınız. Karşınızdaki yorgun anne veya baba figürü silinir, yerine o aşık olduğunuz genç kadın veya erkek gelir. Onun gülüşünü, onun şakalarını, onun size o özel bakışını hatırlarsınız.
Anıları konuşmak harikadır ama onları yeniden yaşamak, yani yeniden canlandırmak çok daha etkilidir. Beyin eylemlerle öğrenir, beyin deneyimlerle programlanır. İlk buluştuğunuz yere tekrar gidin; belki o kafe artık yoktur ama olduğu yere gidin, o mahalleyi gezdirin. O gün ne yediyseniz onu yiyin, ne içtiyseniz onu için. O zamanlar dinlediğiniz şarkılardan bir çalma listesi yapın ve evde o şarkılarla dans edin; müzik, duygusal hafızanın en hızlı tetikleyicisidir, bir şarkı sizi saniyeler içinde on yıl öncesine götürebilir. Eşinize o günlerde nasıl hitap ediyorsanız öyle hitap edin; belki o zamanlar ona taktığınız komik bir lakap vardı ve yıllardır kullanmıyorsunuz, onu tekrar kullanın, o günlerin şakalarını yapın. Bu aranızdaki resmiyeti ve ebeveynlik rollerinin ağırlığını kırar, sizi tekrar "sevgili" moduna sokar.
Geçmişe dönmekteki asıl amaç, orada yaşamak, orada takılı kalmak değildir. Oradaki davranışları, o tutumu bugüne transfer etmektir. O ilk günlerde nasıldınız? Muhtemelen daha sabırlıydınız, daha meraklıydınız çünkü birbirinizi tanımaya çalışıyordunuz, daha özenliydiniz çünkü buluşurken en güzel kıyafetinizi giyiyordunuz, daha takdir ediciydiniz çünkü onun yaptığı en küçük şeye bile teşekkür ediyordunuz. Şimdi kendinize sorun: "O niteliklerin hangilerini yolda düşürdüm?" Ne zaman eşinizin anlattığı bir hikayeyi "Bunu yüz kere dinledim" diye değil de, ilk kez duyuyormuş gibi merakla dinlemeyi bıraktınız? Ne zaman ona kapıyı açmayı veya sabah öpücüğü vermeyi kestiniz? Eski günlere dönmek, otele gidip tatil yapmakla olmaz; o günkü zihniyete dönmekle olur, eşinizi hala "kazanılmaya değer" biri olarak görmekle olur. İlk günlerde onu kaybetmekten korkuyordunuz, onu etkilemek istiyordunuz. Bugün de onu her sabah yeniden kazanmanız gerektiğini hatırlayın.
Nostalji yakıttır ama araba sadece dikiz aynasına bakarak sürülmez. Eski günlerin enerjisini alıp yeni güzel günler yaratmak için kullanmalısınız. Sürekli "Eskiden ne kadar iyiydik" demek, "Şimdi kötüyüz" demenin başka bir yoludur ve bu hüzün yaratır, umutsuzluk yaratır. Bunun yerine "Eskiden ne kadar çok eğlenirdik, hadi bu hafta sonu yine eğlenceli bir şey yapalım, yeni bir yer keşfedelim" deyin. Eski günleriniz sizin temelinizdir, o temel sağlam olduğu için bugün ayaktasınız. Ancak binayı yükseltmeye devam etmelisiniz. İlişkinize yeni hobiler, yeni rutinler, yeni şakalar, yeni anılar ekleyin. Bundan on yıl sonra "Hey gidi günler, ne güzeldi 2025" diyebileceğiniz anıları bugünden inşa edin.
Eşinizle aranızdaki mesafe ne kadar açılmış olursa olsun, o ortak tarih orada duruyor, kimse o günleri sizden alamaz. O günler, sizin aşkınızın kanıtıdır, "Bir zamanlar yaptık, yine yapabiliriz" umudunun kaynağıdır. Bazen tek gereken, tozlu bir albümü açmak ve yanınızdaki insana dönüp "Bak, bu biziz, ne kadar güzelmişiz, ve hala o güzellik içimizde bir yerlerde duruyor, hadi onu bulup çıkaralım" diyebilmektir. Aşk pes etmemektir, aşk birbirini hatırlamaktır.