Cinsellik ve Duygusallık Arasındaki Köprü

Evlilik terapistlerinin, çift danışmanlarının ofislerinde çok sık duyduğu, neredeyse klişeleşmiş ama çok gerçek bir şikayet kalıbı vardır. Kadın der ki: "Kendimi duygusal olarak yakın hissetmeden, anlaşıldığımı, değer verildiğimi, dinlendiğimi hissetmeden seninle sevişemem. Gün boyu beni görmeden, benimle konuşmadan, bana dokunmadan, akşam yatakta birden yakınlaşmak istemen bana samimiyetsiz, kullanılmış gibi hissettiriyor." Erkek der ki: "Seninle sevişemezsem, fiziksel yakınlık kuramazsam kendimi duygusal olarak yakın hissedemem. Beni sürekli reddediyorsun, beni istemiyorsun, seninle öpüşmeye çalıştığımda yüzünü çeviriyorsun, bu beni çok değersiz, istenmeyen, yetersiz hissettiriyor ve bu yüzden seninle konuşasım, paylaşasım gelmiyor." İşte klasik, acı veren, çözümsüz gibi görünen çıkmaz. Biri yakınlığı konuşarak, dinleyerek, paylaşarak, duygusal bağ kurarak inşa eder; diğeri dokunarak, sevişerek, fiziksel bağ kurarak. İkisi de kendi açısından haklıdır, ikisi de kendi doğasını, kendi ihtiyaçlarını yaşamaktadır, ikisininkisi de meşru ihtiyaçlardır. Ama ortada buluşamazlarsa, birbirinin dilini öğrenmezlerse, ikisi de aç kalır, ikisi de yalnız kalır, ikisi de mutsuz olur.
Cinsellik, yaygın yanlış anlamalardan farklı olarak, sadece fiziksel bir deşarj, biyolojik bir ihtiyacın karşılanması, hormonların boşalması değildir; cinsellik ilişkinin barometresidir, evliliğin nabzıdır, bağlantının en hassas göstergesidir. Yatak odası, evin geri kalanından izole, ayrı bir ada, kapalı bir dünya değildir. Mutfaktaki soğukluk, salondaki tartışma, koridordaki sessizlik, arabadaki gerginlik, mesaj atıştaki kısalık, hepsi yatağa taşınır, yorganın altına girer, çarşaflara siner. Gün içinde eşinize nasıl davrandığınız, onu nasıl hissettirdiğiniz, gece yatak odasında ne kadar yakın olabileceğinizi doğrudan belirler. Birçok kadın için, genelleme yapmak istemem ama örüntüler var, arzu zihinde ve kalpte başlar, beyin en büyük seks organıdır. "Beni dinlemedi, bana yardım etmedi, bana bağırdı, beni küçümsedi, beni görmezden geldi" listesi zihinde döndükçe, bedenin hazza açılması, gevşemesi, teslim olması çok zorlaşır. Beyin güvende hissetmiyorsa, beden açılmaz. Birçok erkek için ise cinsellik sadece fiziksel haz değil, çok daha derin anlamlar taşır. Cinsellik, reddedilmediğini görme, kabul edilme, istenilme, beğenilme ve yoğun stresi boşaltma, bağlantı hissetme yoludur. Cinsellik olmadığında, reddedildiğinde, uzun süreler yakınlık kurulamadığında, erkek kendini istenmeyen, yetersiz, başarısız, değersiz hisseder ve bu da onu daha hırçın, daha mesafeli, daha kapanık yapar, ki bu da kadını daha uzak tutar, kısır döngü böylece döner.
Bu kısırdöngüyü kırmanın yolu, çok bilinen ama az uygulanan bir sözü gerçekten anlamak ve yaşamaktır: "Önsevişme yatakta değil, kahvaltıda başlar." Bu söz fiziksel ön sevişmeden çok daha fazlasını anlatır, duygusal ön sevişmeyi, gün boyu süren bağlantıyı, sürekli akan küçük sevgi damlalarını anlatır. Gün boyu eşine günaydın demeyen, kahvaltıda telefonuyla ilgilenen, gün içinde halini hatırını sormayan, onu aramayan, mesaj atmayan, aksam eve geldiğinde "Merhaba" bile demeden televizyonun karşısına geçen, surat asan, eleştiren, şikayet eden birinin, gece yatakta bir anda tutkulu bir aşığa, romantik bir partnere dönüşmesini beklemek gerçekçi değildir, hatta komiktir. Duygusal banka hesabı diye bir kavram vardır: Gün boyunca eşinize gösterdiginiz her ilgi, her nezaket, her teşekkür, her takdir, her küçük dokunuş, her gülümseme bu hesaba yatırılan paralardır. Gece çekim yapmak isterseniz, hesapta yeterli bakiye olmalıdır. Hesap eksideyken, borçluyken çekim yapamazsınız.
Bir çift hikayesi düşünelim: Duygu ve Cem sekiz yıldır evliler, iki çocukları var. Cem yakınırdı: "Hiç sevişmiyoruz, ayda bir belki, o da isteksiz, ben yalvarıyorum gibi hissediyorum." Duygu cevap verirdi: "Nasıl sevişeyim? Gün boyu çocuklarla uğraşıyorum, işe gidiyorum, eve geliyorum yemek yapıyorum, temizlik yapıyorum. Sen geliyorsun, selam bile demeden televizyona oturuyorsun. Çocukları yatırdıktan sonra bitkin düşüyorum ve sen o zaman yaklaşıyorsun. Kendimi bir nesne gibi hissediyorum." Cem anlayamıyordu başta, "Ben de yoruluyorum, benim de işim zor" diyordu. Bir çift terapisti onlara şunu sordu: "Cem, Duygu'nun canı sıkkın olduğunda sarılıyor musun, ona destek oluyor musun?" Cem düşündü: "Sarılmak mı? Öyle bir şey yapmıyorum galiba." Terapist açıkladı: "Duygu için cinsellik duygusal bir bağlantının uzantısı. Sen gün boyu ona uzak oluyorsun, sonra gece birdenbire fiziksel yakınlık istiyorsun. Bu ona kopukluk hissettiriyor." Cem bir deney yaptı: İşten gelince önce Duygu'ya sarıldı, gününü sordu, çocukları yatırdıktan sonra birlikte çay içip sohbet ettiler, televizyon açılmadı. Birkaç hafta böyle devam etti. Duygu değişti, yumuşadı, yakınlaştı. Cinsel hayatları canlandı çünkü Duygu artık sevildiğini, görüldüğünü, değer verildiğini hissediyordu.
Aynı şekilde, cinselliği bir "ödül-ceza" aracı olarak, bir pazarlık malzemesi olarak, bir kontrol mekanizması olarak kullanmaktan vazgeçmek gerekir. "İstediğimi yaparsan seninle olurum", "Beni kızdırdın, artık yok", "Önce şunu yap, sonra düşünürüm" yaklaşımları, evliliği ticarete, cinselliği de bir mala, bir koza, bir silaha dönüştürür. Bu yaklaşım, güvensizlik yaratır, manipülasyon hissettirir ve uzun vadede cinselliği zehirler. Yakınlık, cinsel yakınlık da dahil olmak üzere, koşulsuz bir paylaşım, koşulsuz bir hediye, koşulsuz bir bağlantı olmalıdır.
Köprüyü iki taraftan da inşa etmek gerekir, bu tek taraflı bir iş değildir. Bir taraf duygusal ihtiyaçları, yani dinlenilmek, anlaşılmak, değer görmek, takdir edilmek ihtiyaçlarını karşılamak için ekstra çaba gösterirken; diğer taraf da fiziksel reddedişin, yani "başım ağrıyor, yorgunum, yarın olsun" bahanelerinin tekrar tekrar söylenmesinin yarattığı tahribatı anlayıp, tensel teması artırmalıdır. Bu tensel temas sadece cinsellik odaklı olmayan, sekse giden bir yol değil, kendi başına değerli dokunuşlardır. Sarılmak, öpüşmek, el ele tutuşmak, omzunu okşamak, saçını sevmek, arkadan sarılmak, yanağından öpmek... Bunlar cinselliğe giden yolun taşları değil, sevginin kendisinin yapıtaşlarıdır. Bu dokunuşlar, "Seni istiyorum, seni seviyorum, seni görüyorum, seninleyim" mesajını sürekli, gün boyunca verir ve bu mesaj, gece yatak odasına ulaştığında iki taraf da hazır, açık, istekli olur.